19 Haziran 2009 Cuma

Hepinizi çok özledik dostlar.....

Çok Sevgili Nur,

İçimizde büyütmesek de her daim yaşattığımız çocuğu ve çoçukluğumuzu bir araya çağırıyorsun demek .

Toplantının büyüsünü saçlarıma endeksleme lütfen.

Saçlarımın sırrını açıklamam için ekstra dan babamı da yanımda misafir getirmem gerekir zira...

Bu işin esas sırrı DNA’da, biraz da hayatı neresinden kucakladığınız da…

Espri bir yana, toplantı umarım İstanbul'da olur?

Güzel dostlarımızı güzel bir yerde ağırlarız…

Şu an boğazdayım ve dünyanın en güzel simetrisine bakmaktayım…

Karşı tarafın güzelliğini görecek kadar birbirine yakın, iki yaka arasında ortadan akan suyu kahverengi değil turkuaz mavi bırakacak kadar birbirine uzak iki muhteşem yakanın büyüleyici simetrisine...

Roma, Londra, Frankfurt, Paris gibi kentlerinin ortasından geçen etrafında kurulduğu kahverengi nehirleri ve buraları görmek ve üzerinde gezmek için neler harcadığımızı düşününce nasıl şanslı bir kentte yaşıyoruz ve değerini anlamıyoruz diye içimden geçiriyorum su an…

Napolyon’un dediği gibi ‘’ Dünya tek devlet olsaydı İstanbul başkent olurdu’’ gerçekten…

Ben bu kente aşığım kendimi bildim bileli..

40 + yaşlara gelince düşkünlüğüm iyice arttı bu kente…

Bu yıl kış çok sert oldu bu nedenle milyonlarca lale bin bir güzelliğini soğuk nedeniyle Nisan’a kadar taşımak sansını buldu…

Onları uğurlayıp boğazın gerçek sahibi eflatun erguvanların sahne almasını beklerken inanılmaz bir hızla rüzgar gibi gelip geçtiler…

Demek ki soğuk lalelere yaradığı kadar erguvanlara iyi gelmiyormuş…

Keza mor salkım sümbüllere de…

Şu an zaman manolyalar’ın zamanı…

Özellikle Bebek’de yeşil saçlarına beyaz tokalar gibi kuşanmışlar sabahları önlerinden geçerken muhteşem oluyorlar…

Bazen bu manolyalara bakınca beni çok eskilere götürüyor…

Trabzon Lisesi ‘nin bahçesinde yeralan o haşmetli manolya ağacının eğilerek yuvarlak küçük havuzun ortasında tüm görkemiyle kuğu gibi salınarak yüzdürdüğü beyaz su manolyalarını anımsıyorum…

Bu çiçekler, kokuları, renkleri, rahiyaları inanılmaz güzel gerçekten…

Her mevsim farklı bir güzellik yaşıyoruz…

Hayatımızda da öyle değil mi…

Hayatımızın da mevsimleri yok mu?

Önce Laleler sonra Sümbüller akabinde Erguvanlar gelip geçmiyor mu?

İçimizde manolyalar açmıyor mu?

Ve…

Tüm heybetiyle ortak hafızalarımız, güzel ve katıksız anılarımız içimizde bir çınar gibi dallanarak bizleri sarmalamıyor mu?

Hepinizi çok özledik dostlar…

Beyaz manolyalarımızla ve bizi her zaman güçlü tutan anılarımızla 10 Ekim’de buluşmak adına…

Hepinizi özlemle kucaklıyor, bitimsiz sevgilerimi sunuyorum...


Saygılarımızla,

İlham Süheyl Aygül

...

Yahu,
Ben bu sayfayla ilgilenmesem sizin kılınızın kıpırdayacağı yok.Allahtan Gülten Ve Melek bir hareket sağlamışlar.
Neyse sitem etmeyi sevmiyorum bir iki bilgilendirme yapıyim;
Temmuz ayında Oral Güven, Araklı da evinin bahçesinde bir mangal partisi veriyor, hepinizi davet ediyor.Gerçi bilseydi beni çağırırken ''arkadaşlara da söylersin ''kısmının sayfada genel bir davete dönüşeceğini, sanırım gene de aynı şeyi yapardı!!!!!
E tabi, gelirken herkes bir çeşit bişiy yapıverir,eşi biliyorsunuz türk değil kadın düşüp bayılmasın...Ben size net tarihi bildiricem.Gerçi artık belki Oral gelişini bu durumda gizli tutar...
İkincisi de 17 Ekim toplantı tarihi için uygun mu??? Daha havalar sıcak olsun,açık havada yapalım düşüncesinden yola çıkarak...Ayrıca bu toplantının özel bir gündemi var''İlham saçlarının sırrını açıklıycak''....

Birde siparişim var İlham Süheyl den ,sayfa için bir yazı...Şöyle konusu bahar lı olsun ,Yazı anımsatsın ama tam yaz olmasın veya arkadaşlık olsun ama hırpalamasın...Şİmdiden teşekkürler...

Hepinize sevgilerle...nur

5 Haziran 2009 Cuma

Mutluluk tavsiyelerine devam...Sevdiğim sözler...

- Başkalarının sana verdiği sözleri tutmasını bekleme. Mutluluğun buna bağlı olmasın.
Neden birisini istemediği bir şeye zorlayasın ki.

- Daha çok değil, daha akıllıca çalışın. Çok çalışmak kimseye saygınlık kazandırmaz.

- Bazen doğru yolu bulmamız için üzerinde bulunduğumuz yoldan ayrılmamız gerekir.

- Yalnızca gerçekten istediğimiz şeyi talep ettikçe yürek ağrısından ve bir sürü zaman
kaybından kurtuluruz.

- Yanlış diye bir şey yoktur. Sadece sana hizmet etmeyen şeyler vardır. Kim olduğun ve kim
olmayı seçtiğinle ilgili gerçeği ifade etmeyen şeyler.

- Korku ve suçluluk senin tek düşmanların, sevgi ve farkındalık ise tek dostlarındır.

- Duygun bir şey aklın bir şey söylüyorsa, doğru olan duygularınınkidir.

- Kendin için neyi istiyorsan onu başkalarına ver.

2 Haziran 2009 Salı

Mutluluk Tavsiyeleri....

- Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir; unutma.
- Zamanı ve kelimeleri boş yere harcama, ikisi de çok değerlidir.
- Senden çok ya da az parası olanlarla paran hakkında konuşma.
- Bir şeyi elde etmek için çok emek harcadıysan, tadını çıkarmak içinde zaman ayır.
- Birisinin kahramanı ol.
- “Teşekkür ederim” ve “lütfen” ifadelerini çok kullan.
- Her baharda mutlaka bir fidan dik.
- Otomobilin ucuz model olsa da, alabileceğin en iyi evde otur.
- Bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğren.
- Başkalarını suçlamak yerine sorumluluk al.
- Sadece gözden çıkardığın kitapları emanet ver.
- Seni tenkit edenlere cevap yetiştirmek için vakit harcama.
- İmzalayacağın kağıttaki yazıları iyi oku. İri yazılar verileni, küçük yazılar alınanı gösterir.
- Bir iş bitmeden parasını ödeme. Peşin ödeme yaparsan mutlaka indirim iste.
- İyi arkadaş kendine vereceğin en değerli hediyedir.
- Öğretmek yeniden öğrenmektir.
- Yalanını yakaladığın kişiyi düzeltmenin, deveye hendeği atlatmaktan zor olduğunu unutma.
- Sen istemediğin sürece kolay kolay kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma.
- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine kapı açma.
- Panik yapma, düzenli çalış.
- Paylaşımcı ol.
- Bir iyilik yaparken karşılık bekleme, şayet beklersen o iyiliğin bir anlamı kalmaz.
- İnsanlara karşı duyarsız olma.

Anonim

5 Mayıs 2009 Salı

Mevlana ve Şems

Melekcim yazamam demişsin ama çok güzel anlatmışsın. Ben de aslında Elif Şafak okuyamayanlardanım ama bu romanını aldım, o kadar tavsiye edildi ki. Ama henüz sıra gelmedi. Ama hazır Mevlana ve Şems konusuna giriş oldu, ben de bununla ilgili iki kitap tavsiye edebilirim.



Birincisi Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar kitabı. Ahmet Ümit benim çok sevdiğim bir polisiye yazarı ve bu kitabında da, annesi İngiliz, babası Türk olan bir kızın bir araştırma için Konya'ya gelmesi ve Mevlana ve Şemsle ilerleyen bir macera. Mevlana ile Şems arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için çok güzel anlatılmış, aynı zamanda bir macera romanı.




İkincisi de, Elif Şafak'ın Aşk romanıyla birlikte aldığım Deepak Chopra'nın Aşkın Yolu kitabı. Deepak Chopra da benim sevdiğim yazarlardan biridir ve bu kitabında da hayranı olduğu Mevlana'dan alıntılarla, insanı, aşkı çok güzel anlatıyor.

Herkese güzel okumalar...

Gülten

30 Nisan 2009 Perşembe

AŞK...ın Biyografisi...


Arkadaşlar,Nur benden okuduğum kitaplar hakkında birkaç satır yorum yapmamı istemişti.Ama inanın açıkçası çekindim.Çünki bu yorumları güzel bir şekilde yansıtamamaktan korktum.Ben her ne kadar iyi bir okuyucu olsam da yazı konusunda hiç iyi değilim.Düşündüklerimi kelimelere dökerken zorlanıyorum...
Neyse son okuduğum roman ''Aşk''a dönelim.Ben bu kitabı çok sevdim.Mevlana ve Şems beni çok etkiledi.''Mevlana yı Mevlana yapan kişinin Şems tir'' diyorlar bilmiyordum.Aralarındaki Allah aşkı insanı şaşırtıyor ve düşündürüyor.Ya ortasındasındır aşkın merkezinde;yada dışındasındır,hasretinde...
Kitabı okurken hiçbir şeye üzülmemek gerektiğini düşünüyorsun ayrıca sabırlı olmak gerektiğini...Ama bunu uygulamak çok zor tabii.
Kitap,Mevlana ve Şems in ilahi aşkından,Ella ve Aziz in dünyevi aşkına uzanıyor.Başlangıçta ayrı gibi gözüken iki öykü bir öz de AŞK da birleşiyor.
Ben ki aşk a çok inanmam ama duygular okadar güzel yansıtılmışki, neden olmasın diye düşünmeye başladım.
Aşk...Kitap içinde kitap,hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası.
Elif Şafak tan arayışa,gerçeğe,zorlu yollara,ödenen bedellere ve yüzleşmeye ,keşfetmeye dair bir roman..
Kısaca ben bu kitabı çok sevdim..Okuyup bitirdikten sonra bile ara ara açıp okumak gerekir.Bu yüzden herkese tavsiye ediyorum.


Sevgiler....
Melek Onur

21 Nisan 2009 Salı

Başucu kitabımdan...

Dışarıdan bakıldığında, kişi kendisi için sadece sağlık, zenginlik ve esenlik diler. Halbuki kendini gözleyebilse ve kendi yüreğini bilseydi, hiç durmaksızın bir olumsuzluk ezgisi söylediğini, yani endişelerden, sağlıksız imgelerden ve başa belki gelebilecek, belki hiç gelmeyecek korkunç olayları beklemekten oluşan bir felaket duasıyla yakardığını işitebilecekti.
Dreamer...

7 Nisan 2009 Salı

Bu şarkı seven,sevilen ve her daim sevilecek olanlar için....

Tam kalbin ortasında ki O noktaya dokunan çok hazin bir sesss....
Bizim sınıftan,
O bir sarışın,
Yeşil gözlü
Cevatımın cananı
kızgın gibi konuşup ,aslında ses tonu öyle olanı
sevinci,kendi sevinci gibi paylaşıp
derdini dert edeni...
Doğum günlerimizin vazgeçilmez Starı,
veee
O bir 6 feeeen H lı........

Yapım:Gülten Yılmaz
Yazı:Nur Somel

6 Nisan 2009 Pazartesi

Başucu kitabımdan...

‘Kişinin kendini yenmesi’, olumsuz duygularımızın bizi yönetmesine ve boyunduruk altına almasına kesinlikle izin vermemek demektir.
‘Kişinin kendini yenmesi’, iradeyi gömülü olduğu yerden çıkartmak, bütünlüğe doğru geri dönüş yolculuğu yapmaktır.

Zaman sana saldırdığında zamanı yut
Istırap sana saldırdığında ıstırabı yut
Şüphe sana saldırdığında şüpheyi yut
Korku sana saldırdığında korkuyu yut


Herkese iyi haftalar...

2 Nisan 2009 Perşembe

Başucu kitabımdan..................

Hazır olmayan bir kişiden bir sorunu veya bir hastalığı çekip almak, onun alarm sistemini kapatmaya veya ilahi bir hız adaptörünü ortadan kaldırmaya benzer. Kişi hazır değilse, bunun getireceği sonuçlar asla tahmin edilemez. Kendini öncekinden çok daha kötü koşullarda da bulabilir.
Bu nedenle kimseye dışardan yardım edilemez. Bir hastalık veya bir endişe ondan uzaklaştırıldığında, o derhal yerine, mükemmel bir iç denge makinesi gibi, kendisini gerisingeri oluşta karşılık gelen koşullara götüren ve genellikle eskisinden daha kötü olan başka bir hastalık veya endişe koyar.

Dreamer

23 Mart 2009 Pazartesi

Bizden Haberler..Gazete HÜRRİYET





TURKKARİYER İnsan Kaynakları Eğitim ve Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı İlham Süheyl Aygül, son dönemde yurtdışında yaşayan Türklerden yoğun bir iş başvurusu geldiğini söyledi. Aygül, özellikle de halen çalışan ve bir işi olan kesimin Türkiye'ye dönmek için talep gösterdiğini belirterek, "sadece 5 ayda binin üzerinde başvuru aldık" dedi.
Bankacılık sektöründen insan kaynaklarına geçen ve ağırlıklı olarak bankacılık-finans sektörü için insan kaynakları çözümleri sunan TURKKARİYER'in patronu Aygül, sektördeki fırsatları ve krizin etkilerini anlattı.

Son krizde bankacılık ve finans sektöründe önemli bir iş gücü kaybı yaşandı mı?
Önemli bir yetişmiş insan gücü kaybı yaşandı. Ancak bankacılık ve finans sektörü kendini sürekli yenileyen bir sektör. Ayrıca kurumsallaşmada en üst düzeyde olduğundan, zaman zaman kayıplar yaşanacağı gibi yeni alımlar da her zaman sözkonusu olabilecek.
Önümüzdeki dönemde yeni alım olur mu?
Bazı bankalar yeni şube açılışlarının anonsunu yaptı. Birçok banka, reel sektörün ilk çeyrek bilançolarını, alınan önlemleri ve global krizin gidişatını gördükten sonra ikinci çeyrek itibariyle değerlendirme yapmak üzere bekle-gör politikaları uyguluyor.
Yeni alımlarda son altı ayda donmalar gözlemledik, ancak unutulmamalı ki iyi kaptana her zaman ihtiyaç var. Özellikle fırtınalı havalarda bu talep daha da artıyor. Kriz döneminde TURKKARİYER ağırlıklı orta ve üst düzey yönetici seçme ve yerleştirme hizmeti verdiği için bu konuda tarafımıza gelen talep azalmadı, tersine arttı.
ÖNCE BANKACILIKTAN BAŞLAYIN
Bu sektörlerde çalışmak isteyenlere özel bir tavsiyeniz var mı?
Bankacılık ve finans sektörünü fonksiyonel alanlarının ve enstrümanlarının çok geniş olması, yurtiçi ve yurtdışı çalışma ve eğitim olanakları, kişisel gelişim imkanları ve sunulan geniş kariyer haritaları ile kariyerine yeni başlangıç yapan arkadaşlara şiddetle tavsiye ederim.
Genç arkadaşların bu sektörde başlangıç yapmaları halinde her aşamada ve her kademede reel sektörden sürekli bir nitelikli işgücü talebi doğrultusunda transfer teklifleri almaları mümkün. Ancak, reel sektörde ilk kariyer başlangıcı yapmaları halinde ise ilerleyen dönemde Bankacılık-Finans sektörüne geçiş son derece kısıtlı oluyor ve bu bağlamda profesyonel manevra kabiliyetlerini bir hayli daraltıyor. Yeni başlayacak arkadaşlara her sektörü kucaklaması anlamında ilk tavsiyem, bankacılık-finans sektöründe kariyerlerine başlamaları.
Son dönemde size ulaşan CV sayısında artış var mı?
TURKKARİYER’e talepler iki yönlü gelir. Kurumlardan ve adaylardan. Adaylardan gelen taleplerde önemli bir artış var. Aslında Avrupa ve Amerika’da adaylar herhangi bir kriz ortamı olmaksızın gerek piyasada durdukları noktayı görmek ve sektör hakkında fikir alışverişinde bulunmak amacıyla danışman firmalar ile sürekli irtibat halinde bulunurlar.
Ülkemizde ise bunu normal zamanlarda yapan adaylar da bulunmakla birlikte, kriz içinde kendisi, işi ve ailesi için kaygı duyan ve bu konuda kurumunca yapılan açılımları yeterli bulmayan birçok aday kriz döneminde TURKKARİYER ve diğer danışmanlık firmaları ile ilişkiye geçiyor.
Burada adayların danışman firmalara olan talebini sadece ülkemizle sınırlamak yanlış olur, yurtdışından da İstanbul’a dönüş konusunda önemli bir talep patlaması yaşıyoruz.
5 AYDA 1000 KİŞİ
- Ne zamandan beri bu talep arttı?
Facebook'taki uygulamamızla birlikte zaten CV akışı başlamıştı ama son 5 ayda birden patladı. Özellikle yönetici olarak çalışanlardan çok CV geliyor.
- Kaç kişi başvurdu?
Binin üzerinde başvuru var. Biz de bunların 100'e yakınını Türkiye'de işe yerleştirdik.
- En çok hangi ülkedeki Türklerden CV geliyor?
ABD açık ara önde.
- Veritabanınızda ne kadar CV var?
Belli aralıklarla güncellenen 50 bin kişilik dinamik bir veri tabanı var. Bunların 40 bin kadarı Bankacılık-Finans sektörüne, geri kalanı reel sektöre ait.
- Ağırlıklı olarak kimlere hizmet veriyorsunuz?
Yabancı sermayeli bankalar ağırlıklı olmak üzere 25 büyük banka ve finans kuruluşuna ve reel sektörden bize orta ve üst düzey yönetici için başvuran ulusal ve çok uluslu firmalara danışmanlık hizmeti veriyoruz. 10 milyon Euro’nun altında cirosu olan şirketlerle prensip olarak çalışmıyoruz.
- Siz bankacılıktan neden bu sektöre geçme kararı aldınız?
Bankacılık ve finans alanındaki kariyerim boyunca her zaman 1+1 eşitliğini 11 yapan, sinerji ve başarı öyküleri yaratan ekipler oluşturma gayreti içerisinde oldum. Gerek ekiplerin kurulması gerek insan kaynağının yönetilmesi açısından insan kaynakların bir kurum için ne kadar önemli olduğunu gördükten ve öğrendikten sonra finans ve hukuk dünyasından iki ortağımla TURKKARİYER’in temellerini attık.
İK YÖNETİMİ ETKİSİZ ELEMAN OLMAMALI
Krizde insan kaynakları yönetiminin rolü nedir?
Krizler iş yaşamının bir parçası. Artık her beş yılda bir global veya yerel krizlerle karşılaşıyoruz. Burada önemli olan kriz gelmeden krize hazır olmak. Kriz yönetimi, fırtınanın başında veya tam ortasında öğrenilecek bir disiplin değildir. Bu açıdan, kurumlarda İK Yönetiminin krizlerde etkisiz eleman değil, stratejik bir rol oynaması çok önemli.
Üst yönetim ve çalışanlar arasında sağlıklı bir denge kurmayı başarmalı, adil ve tutarlı bir tavır izleyebilmeli. İK Yönetiminin kurumun tüm iş süreçlerine hakim olması, değişen iş hacmine parallel norm kadroları alternatifli olarak planlaması, daha üst yönetim istemeden hazır etmesi, insan kaynaklarını sosyal ve psikolojik açıdan iyi analiz etmesi, yetenek-istek haritalarını çıkarması, somut kanıtlarla 'iyi performansı ve 'potansiyeli' tüm karar vericiler önüne tüm açıklığıyla ortaya koyması beklenir.
Yapacağı sağlıklı bir küçülme planını kurumun kültürü çerçevesinde şekillendirmesi, plan devreye girdiğinde kurunun yanında yaşların da yanmamasına özel önem vermeli. İK Yönetiminin en önemli görevlerinden biri de kurumun içine sürekli pozitif enerji enjekte etmek, gelişim alanlarına yapılacak yatırımı fırsat olarak üst yönetim nezdinde ortaya koymak, herkesi olumsuz etkileyen dedikodu mekanizmalarını ‘açık iletişimle’ ortadan kaldırmak, bu dönemde korku ve endişe duyan çalışanlara bir şeyler anlatmaktan ziyade aralarında gezerek insanları dinlemek olmalı.

4 Mart 2009 Çarşamba

55 Sanatçı 55 Yapıt

150 Sanatçı 150 Eser
8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Çekirdek Sanat Dünya Kadınlar Gününü 150 sanatçının katıldığı bir etkinlik ile kutluyor.
Bu yıl 5. düzenlenen sergi eş zamanlı iki ayrı mekanda “Ressamlar Derneği” ve Çekirdek Sanat Atölyesi”nde gerçekleşiyor.
Bütün dünyada, kadınların üzerindeki baskılara karşı ve kadınların toplumsal hayattaki özgürlükleri için kabul edilen bir günde düzenlenen sergi, kadınsı bir duyarlığı işaret ediyor. Türkiye’nin dört biryanından; (Adana, İstanbul, Kars, Ankara, İzmir, Trabzon, Antalya, Bodrum, Bursa, Çorlu, Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, Mersin) 150 sanatçının katıldığı sergi
8 – 19 Mart 2009 tarihleri arasında Ressamlar Derneği ve Çekirdek Sanat Atölyesi’nde eş zamanlı izlenebilir.
Resim, heykel ve Seramik gibi farklı disiplinlerden eserlerin yer aldığı sergiye katılan sanatçılar ve sergi mekanları;


“55 SANATÇI 55 YAPIT”
Ressamlar Derneği Sanatevi - 8 – 19 Mart 2009
Belma Akdağ, Serpil Akgün, Tülin Akkaş, Lale Akyol, Mihriban Akyol, Belgin Akın, Müzeyyen Akgün, Meral Ağar, Etel Anter, Sevda Arat, İsminaz Arslan, Göksel Attila, Perihan Bağış, Ferize Şen Balkı, Nevin Bayrak, Sacide Beşgül, Louise Cambaz, Şaziye Can, Seda Çapkın, Filiz Çelik, Ayşe Ece Deryaoğlu, Nilüfer Dönmez, Dilek Durgun, Nilgün Erdem, Ayten Erken, Gülçin Holoğlu, Nilüfer İnaltong, Oya İnan, Arzu Karaduman, Servet Kargılı, Tülin Koçkanlı, Cansen Kuleci, Nilgün Temiz Nuray, Aynur Odeh, Hafize Elibollar Ortaç, Yüksel Boz Öcal, Harika Ören, Şiir Özbilge, Ayşenur Özdemir, Pelin Avşar Özkara, Serpil Özsalman, Meral Pekün, Alice Schultz, Nur Celaloğlu Somel, Kader Sürmeli, Sebahat Tabak, Neşe Tekin, Sibel Tetik, Serpil Topaloğlu, Rukiye Üstündağ, Gülten Üstüner, Belma Yağmur, Pınar Yasav, Hülya Yılmaz, Gülay Yur
Ressamlar Derneği Sanatevi
Galipdede cad. Yörük Çıkmazı Gündeş Ap.
No:3 Daire:3 Tünel İstanbul
Pazartesi hariç her gün 11.00 – 18.00 arası...


“96 SANATÇI 96 YAPIT”
Çekirdek Sanat - 8 – 19 Mart 2009
Sureyya Acar, Türkan Ahenk, Şaziye Akalın, Serpil Akgün, Emel Albayrak, Ayla Algüner, Aslı Anak, Engin Anak, Ethel Anter, Sevda Arat, Sonia Serpil Aslan, Murat Ateşli, Fatma Atik, Asuman Aykut, Seda Aytar, Figen Azer, Dilşan Balkancı, Lütfiye Aydogdu Bahar, Güven Bayraktar, Deniz Bezirgan, Nezihe Bernek, Seda Lalezar Birol, Canan Demir, Munevver Cillov, Ayşe Çamalan, Sevil Çaylak, Emel Çelik, Azniv Çoban, Dilek Dindar Sebiha Işıkber Dudak, Selma Durukanoğlu, Huriye Dünüroğlu, Güzide Elitez , Rami Emniyetli, Sermil Emniyetli, Nurşen Erdoğan, Gülen Eren, Gülay Eriş, Bettina Franckenberg, K. Muzaffer Gençer, Serap Göral, Nurşen Görşen, Nuket Güleç, Dilara Gürses, Seval Gülün, Meral Hergül, Zeynep Nihal İçöz, Zuhal İçöz, Hale İşsever, Firdevs Kaplan, Şebnem Kaptan, Zerrin Karagöz, Ayça Keskin, Sevil Kılınç, Tangül Kızılkor, Nimet Koçak, Gözde Can Köroğlu, Tülin Kuyumcu, Mehtap Küçük, Ferhunde Küçükşen, Fügen Leman, Seçil Nebioğlu, Aylin Menekşe, Damla Okşan, Handan Olcay, Mukadder Öke, Sezen Öğünç, Mine Öngü, İlknur Özkan, Özlem Özaltay, Gamze Özdil, Bişeng Özdinç, Elif Özdoğlar, İlknur Öztürk, Ayşegül Selin Özener, Müşerref Özdaş, Sevinç Refiğ, Chatrouge Rouge, Süheyla Sabır, Mualla Soğancı, Berrin İlhan Sunsay, Dilber Şahin, Nural Şentunalı, Janet Şeşetyan, Mine Talu, Ayten Timuroğlu, Meryem Tomak, Nalan Türkeli, Berna Tunalı, Ümmühan Tunçtürk, İpek Tekil, Hatice Türkeli, Fatma Yahşikul, Saadet Söyleyici Yasa, Harika Yazıcı, Özlem Yörük, Figen Yılmaz, Hülya Yılmaz, Saliha Yılmaz, Ayfer Yıldız, Sevtap Yılmaz
Çekirdek Sanat Atölyesi

13 Şubat 2009 Cuma

Öncelikle Ergun arkadaşımızın teyzesi için rahmet dilemek istiyorum. Mekanı cennet olsun.

Blogumuzu takip eden arkadaşlar görüyorlardır ki, sevgili Nur arkadaşımızın gayreti, Gürol ve İlham arkadaşlarımızın yazıları da olmazsa sayfada hiç bir hareket olmayacak.
Oysa ki eminim bu yazılar ne hakkında olursa olsun, bize ulaştığında hepimiz de bir an için geçmişe, lise yıllarına dönüyor, o günleri ve arkadaşlarımızı hatırlıyoruzdur. Bugün nerelerde olursak olalım, hangi işi yapıyor, hangi arkadaşlarla takılıyor olursak olalım, bir an için o günlere dönmek o günlerin coşkusunu, gençlik enerjisini hissetmemize neden oluyordur. Gerçi hepimiz hala çok genciz. Eminim hepimiz de kesinlikle ihtiyarlamıyoruz, sadece yaşlanıyoruz.

Aslında herkesin ne kadar çok paylaşacak şeyleri vardır. Okuduğumuz bir kitaptan alıntı, gezip gördüğümüz yerlerle ilgili bilgiler, seyrettiğimiz bir filmin bizde bıraktığı tat, bir haber; günlük koşuşturmalarımıza biraz mola verip bütün bunları ve deneyimlerimizi paylaşabiliriz. Böylece hem sayfamız hareketlenir hem de bir daha ki yemekte bir araya geldiğimizde sanki hiç araya zaman girmemiş gibi olur.

Bugün bunları sadece arkadaşlarımızın gayretine teşekkür etmek için, yaptıklarını benim ve benim gibi eminim bir çok arkadaşımızın takdir ettiğini bilmelerini istediğim için yazmak istedim. İlerleyen zamanlarda umarım ben de onlar gibi sayfaya değişik şekillerde katkılarda bulunabilirim.

Tekrar teşekkürler ve sevgiler,

Gülten Yılmaz (6fenH)

12 Şubat 2009 Perşembe

Müzik...


Bu ay yeni çıkan albümler,Zuhal Olcay''Aşkın Halleri'',Müslüm Gürses ''Sandık'' ve Volkan Konak... Zuhal Olcay sanırım kötü,Müslüm Gürses ama, Muhteşem... İsterseniz yan tarafta yazıp bi dinleyin,
Benim yeni dinlediğim,farkettiğim demek daha doğru olacak'' Mercan Dede 800''.Olağanüstü bir albüm desem ,kendi hislerime tercüman olurum ama sevmeyenler için abartı olur tabii.Toplam 11 besteden oluşan çok sesli bir albüm.Yunus Emre ye ithafen yapılan şarkılar var Sufi bir albüm de denebilir.Sufi müzik sevenler hiç düşünmesinler de acep severmiyim diyenler,sayfanın solundaki ''Takip Ettiklerimiz'' bölümünden ''İstediğin Şarkıyı Dinle ''yi tıklayıp, mesela ''Mercan Dede-Ceza-Yıldız Tilbe-ey gökyüzü aydınlıkmısın veya tutsak'' yazıp dinlesin.

Vee karar verseniz de veremeseniz de gidip alın.Dinleyeceğiniz ,dinlerken de seveceğiniz bir an gelecektir...nur

10 Şubat 2009 Salı

1 Şubat 2009 Pazar

GÜCÜN DAYANILMAZLIĞI

Yerel seçimler olanca hızı ile yaklaşıyor. Ya da ülkemiz yerel seçime doğru olanca hızı ile gidiyor. Nereden bakmak isterseniz isteyin sonuç aynı çıkacak. Güç-
lüler kalacak veya seçilecek. Zayıflar gidecek veya seçilemeyecek.
İktidarlar her zaman güçlüdürler. Halk gücü ile iktidara gelirler. İktidar olmanın gücü ile de hareket ederler. Ama bu güç hiçbir zaman sonsuz olmamıştır. Yani dünya üzerinde sonsuzluğa oynamış ya da oynayıp da başarabilmiş bir iktidar gücü örneği yoktur. Ülkemizde de böyle bir iktidar görülmemiştir.
Ülkemiz gibi demokrasisi tam oturamamış ülkelerde iktidar gücü, iktidara men-
sup kişilerin şahsi güçleri ile beraber de değerlendirilebilmektedir. Hatta iktidarın sahip olduğu güç kişisel gücün bir tezahürü olarak da ortaya çıkabilmektedir. Yani ta-
vuk-yumurta ilişkisi gibi gri değil, tamamen net kişisel güce bağlı bir iktidara tanık olmak sıklıkla rastlanılan bir durumdur. Siyasi tarihimizin arşivi kişisel güçlere bağlı iktidarların dramatik sonlarını belgelemiş örneklerle doludur. Kişilerin güç kaybı, iktidarların güç kaybı olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.
Yerel seçimler böyle ortamların daha sık, hatta sürekli yaşandığı yarışmalar-
dır. Bunun ülkemizdeki yansıması bir başkadır, kentimizdeki yansıması daha bir başkadır. Yani Trabzon’da yerel seçime girecek partilerin iktidar veya ana muhalefet veya muhalefet partisi olması çok çok önemli olmayabilmektedir. Kaldı ki Trabzon 25 yıldır iktidara oy vermiş de değildir. Yani Trabzon Halkı iktidar gücüne olan muhale-
fetini yerel seçimlerde değerlendirebilmiştir. Belki de kimbilir iktidar gücüne olan tepkisinin bir yansımasıdır. Sebep ne olursa olsun Trabzon Halkı yerel seçimlerde kişisel gücü parti veya iktidar gücünün dışında tutmak istemiştir. Ama buna rağmen şimdiye kadar Trabzon’da bağımsız bir adayın seçim kazandığı veya dikkate alına-
bilecek bir oy aldığı da görülmemiştir. Demek ki kentimizde kişisel güç, iktidar veya parti gücünden üstün de olsa düşük de olsa bütüne olan inanç esas alınmaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi 2004 yerel seçimlerine Mevcut Başkan Sayın Volkan
CANALİOĞLU ile girdi ve kazandı. Adalet ve Kalkınma Partisi ise kıl payı kaybetti.
Şimdi her ikisi de at başı mart seçimlerine hazırlanıyorlar.
Bu son 5 yıllık dönemde Sayın Volkan CANALİOĞLU’nun kişisel gücü par-
tisinin Ana muhalefet Gücünün üstüne çıkmıştır. Perde arkasında gölgelerden okuya-
bildiğimiz kadarı ile de Sayın CANALİOĞLU ile İl Teşkilatı birbirlerine mesafeli dur-
muşlardır. Aralarında olumsuz hiçbir şey olmasa bile dışarıya verilen fotoğraf budur.
Peki sebep ne?
CHP’ İl Teşkilatı’nın Sayın CANALİOĞLU’nun gücünü içine sindirememesi mi? Yoksa Sayın CANALİOĞLU’nun bu 5 yılda edindiği kişisel gücünü kendisine yeterli mi görmesi? Ya da hiç biri mi? Galiba en az ihtimal bu sonuncusu. Yani burada bir güçler çatışmasından söz edebiliriz.
İyi de Sayın USTAÖMEROĞLU şimdi böyle bir eleştirinin sırası mı?
Elbette sırası. 5 yıldır Başbakanından İl parti üyesine kadar yerel seçimlere bilenen bir iktidar gücü bugün kendi adayının arkasında bir koşturmaca çalışıyor.
Ama sayın CANALİOĞLU yalnızca Başkan sıfatı ile günlük aktivitelerini gerçekleş-
tiriyor veya seçim gezilerini yapıyor. Belki bir bildikleri var, belki de şu anda siyasi gezilerle belediyeyi yıpratmak istemiyorlar.
Ne olduğunu zaman gösterecek.